Çağımızın başdöndürücü dinamiği yaşamımızın her döneminde çeşitli alanlarda ve yeni biçimlerde eğitim sorununu karşımıza çıkarıyor… Dünyada olup biten ve gelecek vizyonu ile ilgili her alanda eğitimin vazgeçilmez olgu olduğu bir süreci yaşıyoruz. Bilinen eğitim kurumlarının yanısıra çeşitli destek ve mesleki eğitim kurumları önemli misyonlar üstlenmektedir.

2000’li yılları yaşarken, sanat eğitimi ve sanatın öğretilebilirliği konusu hala tartışılan bir olgudur. Bu konuda yüzlerce yıllık deneyim ve birikime rağmen, bu gün de bir çok sanatçı, eğitimci ve konunun uzmanı pedegoklarlar tarafından, sanat eğitimi, yöntem ve içeriği konusunda tam bir uzlaşının sağlandığı söylenemez.

Bilindiği üzere başlangıçta usta-çırak ilişkisine dayanan eğitim yöntemi, sonraları okullar ve (ekolleşen) akademilerin oluşması ile farklı bir boyut kazanmıştır. Kurumlaşarak günümüze kadar gelen ve eğitim geleneğini sürdüren bu merkezlerde önemli sanatçı kuşakları yetişmiştir. Ancak bu merkezler tarihsel süreçlerinin çeşitli evrelerinde, eğitim anlayışları, programları ve bir çok açıdan tartışma odağı olmaktan da uzak kalamamışlardır.

Rönesans’ta: başlangıçta (Verocchio, Pisanello) gibi sanatçı atölyeleri, ardından (ekoller): Floransa okulu, Venedik okulu Kuzeyde Atölye geleneği, Roma okulu, Paris okulu, gibi önemli eğitim merkezlerin yanı sına 1863 te kurulan Akademi de Beaux Art gibi kurumların öne çıktığını görüyoruz… Ancak bu kurumlarda iş eğitimine dayalı Atölye geleneğinin sürdüğü görülmektedir. Daha sonraları 20. yüzyılda bu kurumlar ve merkezlerde aşırı klasikleşen ve konservativleşen tutumlara bir tepki olarak özel sanatçı atölyelerine bir yönelim süreci yaşanmıştır (M. Gromiere, A. Lohte, F. Leger) ve bu atölyelerde formasyon alan bir çok 20. yüzyıl sanatçının yetiştiği süreç bilinen bir olgudur.

  1. yüzyıl Başlarında 1. Dünya savaşı sonrası, 1919 Almanyasında, Öncülüğünü W.Gropıus, P. Klee, V.Kandisky, L. Feininger ve J. İtten gibi sanatçı eğitimcilerin başı çektiği bir sanat eğitim kurumu olan BAUHAUS bu alanda ciddi bir reform yaparak, geleneksel Akademik yöntemlerin dışında, yeni bir program ve yöntem ile sanatçının yaratma gücünü sanayi toplumunun ihtiyaçlarına bağlamaya çalışmışlardır… Bugün de dünyanın pek çok yerinde modern sanat eğitim kurumlarında artan bir heyacanla geliştirilerek uygulanan programın temeli Basic Design’e dayanmaktadır.

Günümüz endüstri çağının ortaya çıkardığı konu çeşitliliği ve ona parelel olarak günden güne artan, çeşitlenen malzeme, araç yöntem ve ifade olanakları, bireyi herhangi bir alanda üretime, yaratmaya yönelirken orta çıkan sorunlar karşısında şaşkınlık, kararsızlık, hatta çaresizlik içinde bırakmaktadır. Çağımızın dinamiği ve iletişim olanakları, insanlığın bilinen tarihinin hiçbir döneminde görülmediği biçimde ve çeşitlilikte olanaklar sunarken, diğer taraftanda adeta bir kaos un egemen olduğu çirkinbir uygarlık haline dönüşme olgusu ve tehlikesinide beraberinde barındırmaktadır.

Çağımızın ortaya çıkardığı sorunları göğüsleyebilecek, yeni ve teknolojik estetik sorunlara cevap veren tasarım ve desen eğitimi nasıl yapılabilir sorusu kolay yanıtlanamaz. Bu sorunun yanıtı, açık bir sistemle yani tarihsel verileri ve kavramları diyalektik bir anlayışla bugüne taşırken çağdaş bilimsel bulguları da Plastik Sanatlar ve Estetiğe dönüşebildiği oranda eğitime katmaktır.